Ben de seni…
Hani talihsiz anlar vardır kendimizi bir anda talihli sayıverdiğimiz. O kısacık heyecanla dünyalar bizim oluverir de arkasından gelen bir boşlukla asılı kalıveririz, öylesine sallanan bir beden ve anlamsızlığın döngüsü esir alıverir. Tozar her şey ve bildiklerimiz artık yabancılaşır çoktan kanıksanmışlığın olgunluğuyla. İşte öyle bir anda elektronik posta kutusuna düşüveren bir posta, çoktan açıklara demir almış bir yalnızlığın yadsınamaz burukluğunu bir kez daha tattırırken ağzımdan dökülüveren sadece “Ben de seni…Ben de seni çok seviyorum.” oluvermişti.
Kaç yitik zamanda harcanmıştı sevgi sözcükleri ve sadece sevmek adına yazılmış kaç sözcük, ölü aşkların tozları üzerine serpilerek gömülmüştü derinlerin en sığ yerine, tam da dokunuverecekmiş gibi gelirken bana, kaç çözülmenin ortasında ellerimde hüzünlü terk kâğıtları ile bedenimden ayrılmış ve bir daha birleşmemek üzere uzaklara, uzağına atılmıştım.
Ben de seni… Her gece insafsızca tutup ellerinden aynı hikâyeyi usanmadan tekrarlıyor ve bilmediğim dillerde seviyorum seni. Bilmemenin kıvancıyla coşuyor ve sonra kucağımda biriken yaşlara anlatıyorum nasıl da büyüdüğünü her gece… Sapkın bir edayla tamamlıyor ritüelimi ve hıçkırıklar arasında saklandığın o dağa doğru yola çıkıyor ve bir kez daha koklamak için özgürce seviyorum seni demenin o baharsı kokusunu kapatıyorum gözlerimi. Oradasın ya da sadece bir sanrısın. Sanrısız sevdalara karnım tok benim zaten, olsun.
Şimdi anımsamıyorsun bile
Hangi devrik tümcenin içinde yeşerdiğini
Kaçı kırık sevdalar gölgelerken
İmgeni kovalıyorsun düşlerden
Düş peşime’lere takılmıyorsun artık
Sahi çoktan seçmeli ölümler yaşatmıyor seni
Nefis nefeslerin nefsi körelttiği
Bir ebelemece diyarında tu-kaka edilmiş
İğdiş sevi dizilerinin beyaz atlısı
Tökezlese de görse seni
Hafif müzik, ağır sevda, ağır müzik hafif aşk
Havada kaçamak tutkuların puslu numaraları
Her kefeye göre bir kefen, ölümlerden ölüm beğen
Suçsuz sandıklarda güvelenmiş bir beyin
Can havliyle öper seni
Arka camda izci bir serseri
Sakın inme, gördüm seni
Görmemiş gibi yumarım gözlerimi
Sen iyisi mi tut uçurtmanın öte yanından
Son hız dalışa geç
Belki tutarım seni belki tutamam
Ama kısacık da olsa yanında bir deniz feneri
Deniz nerede diye sorma
Dalgalarını kışkırtır insafsız rüzgarın nefesiyle
Elimde kaç kare varsa hepsinde sen
Hepsinde senin düş hapsine girmiş ben
Şimdi anımsamıyorsun bile
Seni ne kadar sevdiğimi
Unut istersen