23 10 2012

tek mutlak olan karanlık çığlıklarıydı

tek mutlak olan karanlık çığlıklarıydı |  görsel 1

tek mutlak olan karanlık çığlıklarıydı tekrarlar içinde ötelenen bir düşten geriye kalan susmaz olmuştu suskunluğum, gözlerim kilitli hep bir yana bakmaktan başlangıç ve bitişler arasını dolduran sözcük kumları eksilirken birer birer, sürekli taşınmaktan yorulmuş imgeler düşerken unut çukurlarına keşfedecek ne var? yanıt : hiç. hiç kere hiç. tarih masal olmuş, masalların tarihi ise hüznünde yer bulmuş öylesine uydurma ve sırıtır her kanat çırpınışında sabahı zor etmiş bir aykırı kuşun ışık sevici sinekler gibi üşüşür hizaya sokma dürtüsünü içmiş bekçiler dertleri dürtmektir sadece ya, hep bir telaşla koparırlar bir imgeyi bedeninden tu kaka edilmiş bir soydan geliyorsundur, ya da kısaca soysuzsundur kalabalık içinde görünmez iken, sesinde ötekileşir özlemin bir ihtimal daha var : o da susmak mı dersin?   ... Devamı

24 07 2012

yaş günü

  gözlerimi kaparım gözlerine ıssız bir adaya kaçar ellerim tutar ellerini küçücük dalgaların arasında deniz,gök, güneş ve bir de özlemin   sözlerimi susarım sözün üstüne yalnız gecelere düşer gölgem gölgemdeki imini severim doğum gibi ölüm gibi sensizliği içerim   kapat sen de gözlerini yaş günü yaşarmasın hiç uç uçabildiğince yukarıya uç ki seni seyredebileyim Devamı

23 07 2012

vaz-geçiş

son bulut da örttüğünde güneşi artık perde inmiştir gözlerinin önüne ve seyircisiz sahne ile baş başa kalan yok sayılmışlığın / figüranlığın bir kez daha ötelenmiş gevezeliklerin konusu                                    olmuştur. dudaklarında sızlayan elleriyle kanatmaktadır yarım kalmışlıkların meleği, ölüm ise asla                                 vazgeçilmezdir. "pek bir sakıncalı gördüm sizi." tüm o mahalle varsayımlarının nasıl da bir yok-kıyıma dönüştüğünü görmezler ve de otçul krizlerine kurban ederler çıkmaz sokak telaşlarını unutarak fısıldadıkları adlarını...   Devamı

18 07 2012

kalabalıklar

  kalabalıklara sakladım kendimi  böylece unutabilirdim yüzümü ve doğum lekesi gibi yapışan  mavisini gecenin   düşe-yazdım-geçmişimi meçhul ölümlere ağladı elim arka sokaklarında kentin kambur oldu yokluğun soru işaretleri uyudum örümcek masallarının sufî su kenarlarında   sev! dediniz, kaçamadım suda bir balık gibi atladım yakamozlarınıza ışık sahteydi ya çok sonra öğrendim yosun tuttu gülüşüm uzak bir kıyıda   kalabalıklara sakladım kendimi   Devamı